How's it going to end?

9/11/2006 - Jackal'ın Bayram Destanı

Tam onuncu ayıydı memleketten gelişin,
Böyle bir bayram idi, evime son gidişim,
Bilmem bu kaçıncı kez gurbet ele kızışım,
İçimdeki öfkeyi bu yolla söyleyişim...

 

Memlekete gidemezdim, yapmalıydım bir plan,
Var mı ki benim gibi bayrama gurbette olan?
Düşünürken derin derin, kulağımda çınlayan...
Telefonun sesi ile irkildim. Kim arayan?

 

"Cengo arıyor." diye okuyunca yazıyı,
Körükledi bir anda o içimdeki sızıyı,
Düşündüm ki Cengo hiç geçirir mi bayramı,
Gurbette, evden uzak, tek kişi o haftayı?

 

Fakat konuştuğumuz zaman şaşırttı beni birden,
Kalmaya karar vermiş, biraz mecburiyetten,
Dedi "Bayram dönüşü sınavlarım var iken,
Gidersem memlekete çalışamam katiyen"...

 

Ben de merak içinde atıldım pek hevesle,
Dedim "Birlikte kalsak bayramda?" tek nefeste...
O da dünden razıymış, dedi "Gelsen İzmit'e..."
Üzüntümüz hafifler kalırsak hep birlikte...

 

Artık rahat etmiştim, bitecekti işkence,
Bayramda tek değildim, rahat uyu o gece.
İyi ki aramıştı, çözülmüştü bilmece...
Mahkum kalmam gurbette ellerimde kelepçe...

 

Bir kaç günüm kalmıştı, İzmit'e yol almama,
Az kalmıştı, iki gün, kardeşe kavuşmaya,
Derken yine telefon böldü tüm hayalimi,
Arayan yine Cengo, herhalde var isteği...

 

Dedim "Kesin vazgeçti.", çünkü sesi durgundu,
Dedi ki "Sakın kızma, garip bir durum oldu."
"- Jackal!" dedi, "Üzgünüm, hesaplar hep değişti,"
"Şu son iki günümde garip şeyler gelişti."

 

"Neymiş o garip şeyler, merak ettim bi anlat?"
Dedi "Abim aradı, kalmama yaptı surat,
Eğer eve gitmezsem kesin yiyorum tokat...
Gidişe yer ayırttım, apar topar, son sürat..."

 

Ben tabi ki üzüldüm yine yalnızım diye,
Son olarak dedi ki "Gel, sen de bari benle..."
Benim için çok zordu, gitmek eve bu bayram,
Yine de düşüneyim, yarın alırsın cevap...

 

Bütün gün düşünmüştüm, bir çözüm bulamadım,
Vaktiyle, gidemem diye bilet dahi almadım,
Cengo'ya cevap verdim, "Çok zor eve gidişim,"
Dedi "Ben hallederim, biletler benim işim..."

 

Öyle ise tamamdır gelirim ben de eve,
Yeter ki sen bilet bul, giderim seve seve...
"Bu işi sen olmuş bil, hazırlan gel İzmit'e.
Buradan gidelim biz, birlikte, memlekete..."

 

Büyük bir merak ile çıktım İzmit yoluna,
Bakalım çıkış var mı, bizim "bayram turuna"?
Buluşunca Cengo'yla kucaklaştık sevinçle,
Ne de olsa on aydır hasrettik yüzümüze...

 

"- Kaybedecek zaman yok akşama gidiyoruz.",
"- İftar işi ne olur?", onu da bilmiyoruz...
Neyse o sorun değil, gerekirse yemeyiz,
Nasılsa deneyim var, "Sahur ile ederiz."

 

Daha ilk dakikadan belliydi tatilimiz,
Çok keyif alacağız, öyleydi tahminimiz.
Hatta birinci gün için hazırdı planımız,
"Mayday'ın haberi yok.", iyi, süpriz yaparız...

 

Terminalde beklerken otobüs gelsin diye,
Trafiğe takıldığını öğrendik anons ile,
Öfkeli bekleyişin nihayet en sonunda,
Otobüsü görmüştük, park ediş esnasında,

 

Bagajları halledip, şöföre baktık hemen,
"İftarda buradayız, var mı itiraz eden?"
İtiraz ne kelime, emret hemen yapalım,
Yeter ki sen rahat ol, biz de eve varalım...

 

İftarı terminalde halledip yola çıktık,
Muhabbet ede ede uzun yolları aştık,
Sabah olunca tabi, yorulup uyumuşuz,
Muavin uyandırdı, meğer iniyormuşuz...

 

O da ne, ne oluyor, yoksa rüyada mıyım?
"- Uyan memlektetteyiz, burda mı bırakalım?"
Sağa sola bi baktık, hakkaten de doğruymuş,
"- Sonra hasret giderin, söyle nerde duralım?"

 

Tamam abi kızma yaw, kendimize gelelim,
Cengo söyle kardeşim, nerede dur diyelim?
Ohoo Cengo daha uykuda, farkında bile değil,
Adam bizi dövecek, onun umrunda değil...

 

"Tamam şu kavşakta dur." biz de rahat edelim,
Dayak yemekten ise soğuk hava yiyelim,
Denizden pis esiyor, "Cengo suratım dondu.",
"Senin yine suratın, ben tamamen." diyordu...

 

Vay be, memleketteyiz. O ne? Yeni heralde...
"Yapılırken görmüştüm, sen yok muydun o halde..."
Ne diyorsun be Cengo, on ay oldu, kolay mı?
Benim derdimse başka, evin yolu aynı mı?

 

Sen onu hiç düşünme, abim bizi bırakır,
Yollar değişse bile O, bunun farkındadır.
İyi bari o zaman, O gelinceye kadar,
Şu köşede eğleşek, rüzgar vurmaz bu kadar...

 

Oradaki çeşmeden yüzümüzü yıkadık,
Memleketin suyunu bari yudumlasaydık,
"Fena özlemişim be, şu arıtma suyu da"...
Fark yoktur tatta ama o suya hasret kaldık...

 

Birazcık o köşede ayak üstü lafladık,
Sağa sola bakarken arabaya rastladık,
Durmuştu tam karşıda, bakınıyordu bize,
Bizimle o esnada geliverdi göz göze...

 

Cengo ile babası hemen kucaklaştılar,
Kimbilir ne zamandır böyle hasret kalmışlar,
Birikmişti belli ki gurbetin yorgunluğu,
Kayboluverdi hemen Cengo'nun durgunluğu...

 

Kucaklaşıp yerleştik hemen arka koltuğa,
Kavuşmuştuk sonunda beklenen mutluluğa,
Ufak bi gezintiyle baktım dört bir bucağa,
Her sokakta bir anı düştü sanki kucağa,

 

Yirmi dakika sonra indim ben arabadan,
Devam ettiler onlar yukarı, bizim ordan.
İnince sağa sola baktım yine süzerek,
Yıkmışlardı bir yeri farkettim üzülerek...

 

Hastane vardır hemen bizim evin yanında,
O yer, hastane girişinde kalırdı sol tarafta,
Küçükken top oynardık o ağaçlı alanda,
Şimdi çamur deryası oluvermiş bir anda,

 

İlk günün planını erteleyip yarına,
Cengo'yla vedalaşıp koyuldum ev yoluna,
Binaya girdiğimde farkettim bir durumu,
Asansör yok, altı kat koparır mı kolumu?

                                          felt & written by The Jackal

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

11/9/2006 - Darlattı beni üniversite...

 

Üniversite uğruna geldim gurbet ellere,
Yeşil ördek misali daldım acı göllere,
Derdimi, kederimi dökebilsem sözlere,
Gözyaşları sel olur, ağlatır üniversite...

 

"Anam" derim herkes gibi, dertli veya hasta iken,
Anam bilmez ki halimi, arada bu gurbet varken,
Ölen olsa kahrolurum: "Göremedim son kez sağken...",
Hayatımı zehir ettin, gurbet elde üniversite...

 

Dostlarımla eğlenirdim, nerde şimdi eski halim?
Bir çokları asker olmuş, yapıyorlar şimdi talim...
Ah yeniden görebilsem dostlarımı bir sağ salim...
Seni asla hatırlamam, yıkılasın üniversite...

 

İnsanları farklı farklı, burası bambaşka bir yer,
Havasıyla suyu farklı, hani büyüdüğüm o yer?
Buraları büyük şehir, garibanı affetmez yer...
Hayallerim yalan oldu, garip oldum üniversite...

 

Duydum köyde düğün varmış, evlenirmiş bizim kuzen,
Birinin de kızı olmuş, ismi de koyulmuş Sezen...
Oralarda neler olur bilememek beni üzen...
İnsanlığımı unuttum, adın batsın üniversite...

 

Bizim takım mağlup etmiş geçen gece Beşiktaş'ı...
Şimdi evde olmak vardı, inletirdik dağı taşı,
Haddini bil! Sen de kimsin? Otur derse kafa kaşı!
Hayatımda hiç neşe yok, sen neymişsin üniversite...

 

"Gurbet eli sen istedin, neden şimdi sızlanırsın?"
Şu ÖSS olmasaydı, Jackal gurbette ne yapsın?
"Madem öyle çalışıp da memleketinde kalsaydın?"
Çalışmadım mı sanarsın, YÖK'ün batsın üniversite...

 

Dostlarımı çok özledim kimbilir ki şimdi nerde,
Acep yer edebildim mi gönüllerinde, kalplerde?
Kimbilir halleri nasıl, onlar ne çeşit dertlerde?
Dostlarımı da unuttum, gözün aydın üniversite...

 

Derdim daha çoktur ama anlatmaya mecalim yok,
Bu gurbetlik yetti artık dayanacak gücüm de yok...
Sakın teselli etmeyin kuru laflara karnım tok...
Beni bitiremeyecen, sen bitecen üniversite...

 

Acı tatlı hatıralar bıraktım memleketimde...
Arada bir kımıldanıp canlanıyorlar gözümde...
Zaten başka neyim var ki benim şu gurbet ellerde...
Sıkıyorsa onu da al, al elimden üniversite...

                                felt & written by The Jackal

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Jackal Hakkında

Bağlantılarım

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta
The Jackal RSS

Kategorilerim

Kardeşlerim

landoro
zizil
Visitors